Elimizi korkak alıştırmayalım


Bazı yazılarda -anormal bir durum olan- en son söylenecek şeyin en başta söylenmesi daha etkili olabiliyor. Ben de bu yazıda bu yönteme başvuracağım:

AKP'nin yaptıkları yapacaklarının teminatıdır!

AKP tarihi misyonları olan özel bir partidir, bu durum onu kendisinden önceki iktidarlarla karşılaştırırken akılda tutulmalıdır. Ve en çarpıcı yanları işbirlikçi, piyasacı ve gerici olmasıdır. Bu durum tespiti, her ne kadar çelişkili bazı durumların örneklerini barındırsalar da eski iktidarların bağımsızlıkçı, kamucu ve ilerici oldukları anlamına gelmemeli. Bu çelişkilere örnek ararsak 1930'ların Biyoloji kitaplarında "evrim" kelimesinin ve öğretisinin eksikli de olsa yer alması gibi örnekler bulabiliriz. AKP de dahil Türkiye'deki bütün iktidarların sınıfsal karakteri aynıdır. AKP'nin yaptığıysa Soğuk Savaş sonrası şekillenen yeni dünya siyasetine, çok kritik bir coğrafyada yer alan Türkiye'yi onursuzca uyarlamaktır. 4+4+4 eğitim yasası bu minvalde değerlendirilmelidir.

Bu yasanın gerici ve piyasacı yanı el ele aynı doğrultuda ilerleyen iki unsurdur. Piyasacıdır çünkü yasa, eğitimi tamamen paralı bir hale ve kar getiren bir sektöre dönüştürme amacını açıkça belli etmektedir. Emekçi çocuklarının çocuk yaşlarda mesleğe yani aslında ucuz emek sömürüsüne yönlendirilmesi amaçlanmaktadır. Gericidir. Bilmiyorum bunu örneklerle açıklamaya gerek var mı? İnsan dindar olduğu oranda tepkisizleşir, duyarsızlaşır. İktidar da 2. Cumhuriyet'ine biat edecek kullar yaratmak istemektedir.

Yasa Mart ayında gündeme geldiğinde Eğitim-Sen'de, her zamanki gibi, kafa karışıklığı oluştu. Yasanın gerici yanına vurgu yapılmaktan geri duruldu. Veya yeterince önem verilmedi diyelim. Halkımızın değerleriyle karşı karşıya gelmemek niyetiyle bunun yapıldığı söylendi. Evet Türkiye'nin %60'ı kendisini milliyetçi ve muhafazakar olarak tarif ediyor. Ama demek ki %40'ı öyle ifade etmiyor. %60'ın içerisinde ikna edilebilecek oran az mıdır? Bu kişiler ortalıkta gericilikle mücadele eden bir özne göremedikleri için bu hatta kaymış olamazlar mı? 70'lerde de halkın %99'u Müslüman değil miydi? Bu soruların cevapları aramıyorum, sadece Eğitim-Sen'in kaçak güreştiğini belirtmek istiyorum.

Şu anda İstanbul'da eğitim, öğretimde tam bir kaos ortamı hakim. 90, 100 kişilik sınıflar var. Bir sürü öğretmen mağdur. Aslında ideolojik olarak zafer kazandığını düşünenler de dahil herkesin rahatı bir şekilde kaçmaktadır. Bu yüzden tepkisellikler var. Ama bir iki sene içerisinde bu pratik sorunlar giderildiğinde bu yasadan geriye dincilik kalacaktır. Ve önümüzdeki 30 yıl ipotek altına alınmak istenmektedir. Eğitim-Sen gericilik vurgusunda bugün Mart ayından daha ileri bir pozisyondadır. Fakat ben bu gelişmeyi Eğitim-Sen'in teorik olarak geliştirdiğinden ziyade AKP'nin yaptıklarından kaynaklandığını düşünüyorum. Türkiye'de neredeyse her gün bu kadarı da olmaz dedirten şeyler oluyor. Kocaeli'de bayanlar plajı duvarlarla çevriliyor, Eğitim-Bir-Sen başkanı karma eğitim belasından kurtulalım diyor, Hüseyin Üzmez artık şeriatı ilan edelim diyor, pembe otobüsler için imza toplanıyor, devletin kurumları imam-hatip promosyonlarını açıklıyor ve daha neler neler..İşte bu AKP'nin yaptıkları yapacaklarının teminatıdır ve Eğitim-Sen'i bugünkü eskiye göre daha iyi pozisyonuna ittirmiştir.

Zaman son tahlilde ilerici bir sendika olan Eğitim-Sen'i eleştirme zamanı değil mücadele etme zamanıdır. Bu anlamda Eylül ayı çok kritik. Hemen hemen her gün bir eylemlik hali mevcut. Asıl okullar açıldığında ortalık bir birine girecektir ve o zaman hazır olmak gerekiyor. Ve bugün gericilik vurgusu yaparken elleri korkak alıştırmamak gerekiyor..

Etiketler: , , , ,