Sosyalistler seçimlere nasıl yaklaşırlar?


Mücadele eden sosyalist öznelerle dalga geçmeyi, onları itibarsızlaştıracak bir söylem geliştirmeyi asla düşünmem ama Maoist Komünist Parti'nin (MKP) geçen gün yayınlamış olduğu bir bildiriye gülmeden edemediğimi itiraf etmek istiyorum. Türkiye artık bir kapitalist ülke olmuş, onlar da sosyalist halk savaşı stratejisine dönmüşler.

Maalesef böyle. Bir takım sol özneler hem Türkiye'yi hem dünyayı hem de Leninizmi oldukça yanlış okuyorlar.

Seçimler konusu da hep yanlış okumalara kurban edilir. Şimdiden eller, klavyedeki "R" harfine doğru gitmeye başlamıştır. 

Seçimler, çok uzun ve karmaşık bir ideolojik sürecin "sonucudur". Seçimlerde kapitalistlerin arzu ettikleri gerçekleşmeyecekse seçimlerin yapılmasına da izin vermezler. İnsanlar o son günden önce bin türlü ideolojik yükle donatılırlar. Ekonomik zincirlerle bağlanırlar. Sol siyasetle buluşmamaları için her türlü önlem alınır. O yüzden solcuların bin türlü emekle hazırladıkları afişler, polis eşliğinde belediye ekiplerince sökülür. Bu ideolojik önlemler alınır. İnsanlar sosyalizmin "hayal" olduğuna, bu toplumun "adam" olmayacağına ikna edilir. Tayyip'in alternatifsiz olduğu her kanalda bağırılır veya bir an önce bunlardan kurtulmak için bunun son şans olduğu dolayısıyla otopark değnekçisi kılıklı adamlara oy vermek gerektiği söylenir. Halk da en fazla bu seçim süreçlerinde politikleşir. Böyle bir dönemde sosyalist siyaset halkın karşısına çıkmaz da ne yapar? 

Bir sosyalist, sosyalizmin seçimlerle gelmeyeceğini, nihayetinde bir irade tarafından zor kullanarak gerçekleştirilebileceğini bilir. Bu işin başka türlüsü 2014 itibariyle mümkün değildir. Devrim denilen şey sınıf temelli bir iktidar fethidir. 

Sosyalistler, her şeye, bu perspektifte yaklaşırlar. Her şeyi devrimini çıkarına göre değerlendirirler. Bu süreçte vazgeçilmez ilkeleri vardır. Bir de dönem dönem başvurdukları taktikleri. İlkelerle taktikler birbirlerine karıştırılmamalıdır. 

Seçimler, sosyalistler için taktiksel bir meseledir. Söz söyleme fırsatıdır. 

Günümüz Türkiye'sini tahlil edelim: Burjuvazi sınıfı, emperyalistlerin direktifleri doğrultusunda 12 Eylül 1980'de o dönemlerde yükselen, toplumsal alanın her alanında var olabilen sol siyaseti ezmiştir. Fiziki olarak ezmekle beraber, uzun yıllar boyunca ideolojik olarak da ezmiştir, geriletmiştir. Fakat tam olarak yok edemezler, bunun için tüm insanlığı yok etmeleri gerekir. 

Bu koşullarda sol siyaset tekrar ayağa kalkmak istiyor. Üstelik Haziran'dan sonra artık sol siyaset için alan alabildiğine müsait iken. Üstelik Türkiye'de gericilik ciddi bir şekilde darbe yemişken. Bu ortamda sosyalistler seçimlere girip, seslerini duyurmayacaklar da ne yapacaklar?

Bolşevikler 1917 yılında Moskova ve Petrograd seçimlerine girmişlerdir. Moskova Duma seçimlerinde %47 oy almışlardır. 17.000 askerden 14.000'i Bolşeviklere oy vermiştir. Lenin bu tablo sonucunda devrime yürümek için şartların uygun olduğu kanaatine varmıştır. 

Yani, seçimler meselesini bir dini buyruk gibi ele almamak gerekiyor. Leninizmin özü devrimci siyaseti her durumda yeniden üretebilmektir. Seçime girerek sesinizi duyuracaksanız, ideolojik gerilmeyi durdurabilecekseniz girersiniz. 

Seçimler tıpkı illegalite ve ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı (ukkth) gibi birer dini buyruk değildir. Çeşitli öznelliklerde yeniden üretilebilir. 

Oylar, otopark değnekçisi tipli, "clubber" imamlara veya sempatik bıyıklı sirk sosyalistlerine gitmesin.

Emeğin, aydınlığın temsilcisi Aydemir Güler'e gitsin.

Etiketler: ,