Bilim duyguları yenebilecek mi?


Önemli bir sorundur bu.
Bilim duyguları yenebilecek mi?
Bugün 19 Mayıs. Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı. Bugün, kendisi için bir şey ifade edenlere kutlu olsun. Ülkede on milyonlarca insan için Atatürk bir şey ifade eder. Önemli şeyler ifade eder hem de.
Fakat gelin de 2015 Türkiye’sinde bir Dersimliye Atatürk ile gidin…
Geçtiğimiz günlerde CHP milletvekili adayı Mehmet Bekaroğlu bir anısını anlatmıştı. Trabzon’da doktorluk yaparken oldukça yaşlı bir adamın büyük bir psikolojik bunalımla kendisine başvurduğunu söylemişti. Adam ölmek istiyordu. Kaldıramadığı psikolojik bunalımları vardı.
Dersim Operasyonu’na katılan bir kişiymiş. Komutan, mermi ziyan olmasın diye kurşunla öldürmeyi yasaklayıp dipçikle öldürmelerini söylemiş. Tüfek dipçikleriyle vura vura kadın ve çocukları öldürmeye başlamışlar. Sonra tüfeklerde kan lekesi oluyor diye taşlarla vurup öldürmeye başlamışlar…
10.000 kişinin katledildiği Dersim operasyonundan sonra hadi hep beraber gidelim ve 2015 Türkiye’sinde Dersimliye Atatürk, cumhuriyet, burjuva devrimi, tarihsel ilerleme diyelim.
Şu koşullarda hiçbir şansımız yok!
Bilimden şaşacak mıyız? Hayır ama verili durumda hiçbir şansımız olmadığını kabul edelim paşa paşa…
Aynı şey Ermeniler için de geçerli.
Çaresiz kalıyorsunuz.
1915’te yaşananlardan emperyalizm birinci dereceden sorumludur dediğinizde Ermeniler sizi dinlemiyorlar.
Bir milyon (veya bir buçuk milyon) kişi alçakça katledilmiş işte…
Eylem Şen’in “Portakalın Uykusu” adlı belgeseline AB’nin sponsor olduğunu görünce aklıma bu geldi. Lenin’e göre Osmanlı Devleti, Almanya’nın yarı sömürgesidir. E, Almanya bugün Avrupa Birliği’nin en önemli elemanı. İkinci en önemli elemanı Fransa iki sene önce elmas madenleri açısından zengin olan Mali’de katliam yaptı…
Yetmiyor.
Hrant Dink Vakfı’nda izledim bu belgeseli. Torpille girdim. Herkesi içeri almıyorlar.
Haklılar. Çünkü onların kanlarını içmeye hevesli milyonlarca cisim var Türkiye’de. “Köpeklerini bile geberttik” diyen seçmenler var. "Ölüsünü de dirisini de sikeyim!" Böyle diyor işte.
Musadağı Ermenileri’ni anlatıyor belgesel.
Günümüzde Hatay ilinin sınırları içerisinde yer alan Musadağı’nda 1915’ten önce altı tane Ermeni köyü varmış. 6000 de nüfus. Tehcir kararı kendilerine tebliğ edildiğinde Musadağı’na çıkıp direnişe geçmişler. Ordu kendilerini “halletmeye” gelirken tesadüf eseri bir Fransız gemisiyle Suriye’ye kaçmışlar. Sonra Hatay’da özerklik ilan edilince geri gelmişler. Hatay Türkiye Cumhuriyeti’ne katılınca dünyanın çeşitli yerlerine göçmek zorunda kalmışlar.
Bugün Türkiye’nin tek Ermeni köyü olan ve 200 küsur nüfusa sahip olan Vakıflı köyü sakinleri ise 1939’da gitmeyi reddeden bir avuç insan.
Eylem Şen, bu olayın belgeselini yapmış.
Oldukça dokunaklı ve etkileyici bir belgesel.
Belgeselde bir karakter var aslında. Erivan’da yaşayan Musadağı kökenli 18 yaşındaki bir genç kadın sanki belgeseli sürüklüyor gibi.
Bu kişinin dedesinin anlattığı portakalın tadı aslında belgeselin özeti.
Öyle veya böyle büyük bir trajedi var ortada ve bu insanlar bu trajediyi hala iliklerine kadar hissediyorlar.
12 Eylül’den sonra Musadağı’ndaki “Vapur” anıtının parçalanması hikâyesi de çok dokunaklı. 1915’i İttihat ve Terakki’nin bir avuç “kafayı sıyırmış” yöneticisine indirgemenin ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha anlıyoruz. 1980’de 50 yıllık anıtı bile “emirle” parçalamışlar.
Erivan’daki genç demir ustası kesinlikle Musadağı’na gitmek istemiyor. Başkasının meyvesini dalından koparmakmış bu fakat genç kadın gidiyor Musadağı’na. Vakıflı köyü muhtarıyla bol bol konuşuyor. Gözyaşı da sel oluyor haliyle.
Direniş esnasında yaşananlar ve genç kadının Musadağı’na gitmesiyle yaşananlar şeklinde ikiye bölebiliriz belgeseli.
Denk gelirseniz mutlaka izleyin derim.
Soruya dönelim: Bilim duyguları yenebilecek mi?
Birincisi, şu anda yenebilmiş değil o yüzden konuşurken çok dikkatli olmalı, ettiği lafı üç kere tartmalı. İkincisi, yenmesi lazım bir şekilde.

Etiketler: , , , ,